Sahte
İki gün önce yazar, yayıncı Cem Akaş twitter hesabında edebiyat yayıncısı olarak yapay zekâ kullanımına nasıl yaklaştığını kısaca açıklayan bir blog yazısı paylaştı. Dün aynı yazı K24’te “tartışma” kategorisi altında yayınlandı: https://www.k24kitap.org/yapay-organik-5785.
K24’ün bu konuda bir tartışma açması bence kıymetli bir adım. Umarım başka yayıncılar (ve yazarlar da, özellikle kurmaca yazarları) bu tartışmaya katılır, inceledikleri ve okudukları metinlere nasıl yaklaştıklarını anlatır; ve belki bu şekilde ortak aklın doğumuna doğru bir yol alınır. Cem Akaş’ın benden fersah fersah daha iyi bildiği ve belirttiği gibi, Türkiye’de henüz cılız bir tartışma ortamı var. Üstelik sosyal medyada “ne var ki, neticede yapay zekâ bir araç ve edebi metin üretirken bu araçtan faydalanmakta sakınca yok,” türü bir fikri dile getiren gönderiler de her gün artmakta.
Cem Akaş gibi sorumlu yayıncılık yapmaya uğraşan yayıncıların yapay zekâyla imtihan verdiklerine eminim. Online mecralarda yapay zekâyla yazıldığına neredeyse emin olduğum kurmaca ve kurmaca dışı metinler görmeye başladığımdan beri tanıdığım yayıncılarla bunu konuşuyorum. Çeşit çeşit yaklaşım var (işte bunların tartışılmasını çok isterim) ama Akaş’ın sözünü ettiği tedirginlik ortak.
Doğrusu benim konuyu bir çeşit takıntı haline getirmiş olduğum söylenebilir. Fakat durup dururken aklımı meşgul etmeye başlamadı konu. Şöyle ki, ülkedeki belli başlı online kültür ve edebiyat platformlarını elimden geldiğince, düzenli olarak takip ediyorum ve o platformların hepsinde (evet hepsinde), bütünüyle veya kısmen, yapay zekâya yazdırıldığı besbelli kurmaca ya da kurmaca dışı metinlere rast geldim. Neredeyse her gün böyle yazılar okumaya başladığımı ve bu tür yazıların en saygın mecralarda bile yayınlanabildiğini görünce ortaya çıktı benim takıntı. Cem Akaş’ın dediği gibi, insan eli değmiş yapay zekâ metinlerini tam bir kesinlikle teşhis etmek güç; yapay zekâyı tespite yarayan araçlar, websiteleri hata yapabiliyor, doğru. Yine de benim gibi yapay zekâyla epey mesai yapıyorsanız ve öyle ya da böyle bir okuma kültürünüz varsa, görünüyor o “tuhaflık”: Bütünüyle yapay zekâ ya da yapay zekâyla yaza yaza sersemlemiş bir zekâ, ki bence ikincisi de gayet yapay zekâ.
Akaş’ın yaklaşımına iki itirazım var. İlki şu: Yazar yapay zekâ ürünlerine “kötü edebiyat”ın bir alt kümesi olarak yaklaştığını çünkü onların kötü olma gerekçelerinin organik zekâ ürünlerinin kötü olma gerekçeleriyle aynı olduğunu düşündüğünü söylüyor. Bence, kendi zihnini yapay zekâyla ikame eden birine, değil “yazar”, “yazan” bile diyemeyeceğimiz için, o kişinin yazdıklarını, “iyi” ya da “kötü”, edebiyatın içinde değerlendirmek mümkün değil. Dolayısıyla, okunmayacak kadar kötü de olsa, ayan beyan taklit de olsa insan zihninin ürünü metinleri yapay zekâ ürünleriyle eşitlemek veya bu ikisi arasında bir karşılaştırma kurmak haksızlık. Bence büyük haksızlık.
İkinci itirazım, “özgünlük” kavramının kullanımına dair. Bir ara bireysel bunalımların öyküleştirilmesi, bu ara belli bir sınıfa dair aile hikayeleri, birbirine benzeyen kurmaca metinler, birbirine benzeyen denemeler, bunlara tanık oluyoruz, doğru. Özgün edebi metin, özgün edebi akıl bulmak çok kolay değil günümüzde. Yani, Akaş’ın söylediği anlamda “kötü” olmasalar da, okurken haz duyduğum, içeriğiyle ya da biçimiyle bende yeni ufuklar açan, ya da ne bileyim beni ters köşeye yatıran metinlerin sayısı gitgide azalıyor. Fakat yapay zekâ başka bir şey. Yapay zekâya yazdırmak sahtekârlık. “Metnin editörlüğünü yaptırmak, yazı için fikir buldurmak, karakterler için analiz yaptırmak, olay örgüsünü kurdurmak, metinde kullanılacak dönem ya da yer bilgileri gibi somut bilgileri çıkarttırmak, tarihi olayları kullanarak kurgu yaratmak” demiş ya Cem Akaş, bunları yapamayıp yapay zekâya yaptırana “imposter” denmelidir; özgünlükse kendi zihnini kullanarak yazanın ulaşabileceği ya da ulaşamayacağı bir mertebe.
Yayıncı büyük bir iş yükü altındayken yüzlerce kötü metnin hangisinin insan zihni hangisinin yapay zekâ ürünü olduğunu ayırt etmekte zorlanabilir, bunu anlıyorum. Fakat pratiğe dair zorlukların ilkeyi/teoriyi değiştirmemesi gerektiğini düşünüyorum. Sahte sahtedir, adını koymak gerekir.
Not: Yukarıda yazdım, ben yapay zekâyla epey mesai yapan biriyim. Merak ettiğim şeyler hakkında soru-cevap-yeni soru-yeni cevap, uzun diyaloglar içinde uzun zamanlar geçiriyorum kendileriyle. Yazı yazarken de sözlük niyetine kullanıyorum yapay zekâyı. Uzun zamandır üç dilin içinde yaşadığım için bazen bir düşüncemi/kavramı en iyi karşılayan türkçe kelimeyi hop diye bulamıyorum, öyle durumlarda yapay zekâdan faydalanıyorum. Online sözlükleri kullandığım gibi biraz ama yapay zekâ bu konuda hakikaten pratik: Bütün sözlüklerde arama yapabiliyor neticede. Neyse, diyeceğim o ki, bu yazıyı yazarken bunu yapmadım. Hiç yapay zekâ kullanmadım. Bakalım olmuş mu.


Kesinlikle çok güzel olmuş 🙂