İskandinavya
Biliyorum sıktım artık, ama burası çok sıcak. Ortadoğulu olmanın bana bir faydası yok, sıcağa dayanamıyorum. Babam da dayanamazdı. Annem hele hiç sevmezdi. Anneme sen Finlandiyalısın derdim, sıcak sevmemezliğinden değil. Onu biraz da olsa tanıyan herkes aslında nasıl da şefkatli biri olduğunu anlardı ama Ortadoğu’da soğukluk ya da kibir gibi görülebilecek bir nezaketi vardı. Herkese saygılıydı, insanları anlamaya çalışırdı. Kimseye özel hayatıyla ilgili soru sormazdı. “Ben yalnızca bana anlatılanı dinlerim,” derdi. Sonradan DNA testi yaptırınca anladık, hakikaten İskandinavyalı ataları varmış. Yüzde on İskandinav çıktı kadın. Az değil. Aile saraydan ama, normal yani.
Yirmilerimin başındayken öğrendiğim bir hikâye var. Babamın arkadaşları zamanında İsveç’e göçmüşler. Hapsedilmemek için. Annemle babam sevgili o zaman. Siz niye gitmediniz diye sorduğumda, babam “annen ailesinden ayrılmak istemedi o yüzden gitmedik”, annem “baban ülkesinden ayrılmak istemedi” diyordu. Babam sonra uzun yıllar boyunca istese de ülkesinden ayrılamadı. Ayrı mevzu.
Neyse işte, bu hikâyeyi ilk duyduğumda Diyarbakır’da değil, İsveç’te doğup büyüsem nasıl biri olurdum diye epey düşündüm. Geçen gün de yazdım burada, belki polis ya da savcı olurdum. Belki de oşinografi okurdum. O zaman sıcağa dayanırdım belki. Keşke oşinografi okuyabilseydim.


